BuRçİnCe - Blogcu




« Önceki | Sonraki »

31/3/2007

MBS BABY CENTER

                                  MBS BABY CENTER

 

30/12/2006

burcın

8/12/2006

.: AYRILIK-GURUR-OLUM :.


Bu kadar mı diyordu,bu kadar mı sevgin.
Ya sen ne sanmıştın.Seni sevdiğimi mi?
Kız yıkılmıştı;
Telefon başında bir şey söylemedi.
Sessizce ağlıyordu.Bir ara delikanlı kızın hıçkırığını duydu.
Kıza şöyle dedi: “Ne o konuşmuyorsun.
Ağlıyor musun yoksa?Olsun canım bu da geçer.
Ben bıraktım diye mi ağlıyorsun,değer mi?
Senin bıraktığını söyleriz olur biter.Benim için fark etmez.”
Kız boğuk bir sesle:bardağı taşıran bu söze,dayanamayarak:
“Anlamadın mı sersem sen veya ben ne fark eder.Ayrıldığımıza değil,
senin haline ağlıyorum.”
Delikanlı sustu.Oysa kız bunları söylüyordu.Ama seviyordu.
Daha öncede sevmişti ve sevecekti.
Ama yapacak bir şey yoktu.
Bu sözlerin karşısında yıkılan gurur vardı.
Gurur ve sevgi ne kadardı.
Sonunda sevgi ağır bastı.Son defada
“seni seviyorum” demişti.Telefonu kapayınca delikanlı durdu,
düşündü.Niye yapmıştı.Oysa o da seviyordu.
Sevdiğini itiraf etmek için tekrar aradı.
Fakat telefon cevap vermiyordu.
Dayanamayıp kızın evine gitti.
Acı bir siren sesiyle irkildi.
Kızcağızın evinden kanlar içinde bir ceset çıkınca yıkıldı.
Bu ceset oydu,kızın cesedi.
Gözyaşlarını tutamadı.Sevgilisine elveda diyemedi,
Bir an gözüne cesedin eline takılmış bir kağıt ilişti.
Buğulu gözlerini silerek okudu.
Kağıtta şöyle yazıyordu:

TÜM SEVENLERE
VE
SEVİLENLERE
İBRET OLSUN!!!

7/12/2006

Borcun var...

Adam genç kadina seslendi:
- Bana gözyasi borcun var!
Genç kadin sordu:
- Nasil öderim?
Adam gözlerini kirpti;
- Haydi gülümse!
Gülümsedi genç kadin. Adam, cebinden mendilini çikarip, borcunu sildi.
Ve mendilini özenle katlayip, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.

Bir demet mor sümbül vardi kadinin elinde.
Ikisi de bahar kokuyordu...
Biri ilkbahar, digeri güz.
Adam, seslendi yine;
- Bana mutluluk borcun var!
Genç kadin, biraz mahcup, biraz saskin sordu:
-Nasil ödeyebilirim?
Heyecanlandi adam
- Haydi yat dizlerime!
Genç kadin bir kedi uysalliginda, yatti dizlerine usulca.
Adam, sefkatle saçlarini taramaya basladi kadinin.
Saçlari, günese ve yagmurlara hasret hiç yasanmamis baharlara benziyordu.
Çaresizligini ördü sirasira.
Sonra saçinin her teline, mutlulugun çigliklarini bagladi adam.
Yetmedi, gizli dügüm atti... Agladi.

Hava kararmak üzereydi. Disarida yagmur yagiyordu delice.
Adam, sürekli borç defterlerini kurcaliyordu.
Genç kadinin gözlerinin içine bakti;
- Bana yürek borcun var!
Borcunun farkindaydi sanki genç kadin, sasirmadi.
- Bu borcumu nasil ödeyebilirim?
Adam kollarini uzatti
- Haydi tut ellerimi!
Sümbül kokusu sinmis ellerini uzatti genç kadin.
Elleri öyle sicakti ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarinin içinde.
Genç kadin gitmek üzereydi.

Adam son kez seslendi;
- Bana can borcun var!
Kadin irkildi;
- Can mi?
Sigarasindan derin bir nefes çekti adam;
- Evet... Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!
Hosuna gitti sözler kadinin
- Peki bu borcumu nasil tahsil etmeyi düsünüyorsun?
Adam, biraz daha yaklasti;
- Yum gözlerini!
Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
kadinin titreyen dudaklarina.
- Bu ne simdi yaptigin? diyerek çatti kaslarini kadin...
Adam, pismanlikla, memnunluk arasinda gidip geldi. Kekeledi;
- Hayat öpücügüydü!

Kisa bir sessizligin ardindan bu kez kadin öptü adami sehvetle...
Adam, sasirdi;
- Ya senin bu yaptigin neydi?
Genç kadin kapiya yöneldi;
- Veda öpücügü!

Kalan borçlarina karsilik, yürek dolusu çaresizlik
ve bir de mor sümbüllerini masanin üzerine rehin birakip gitti genç kadin.
Adam kostu pesinden sümbülleri geri verdi kadina.
- Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasinlar...
Genç kadin sümbülleri aldi:
- Merak etme, gün asiri sularim çiçeklerini!
Adam sevindi:
- Günese, suya gerek yok. Gülümse yeter!
Kadin gözden kaybolurken haykirdi adam,

- Umutlarimi kefil yaptim. Unutma, bana ask borçlusun!
Haykirisi yagmura karisti.
Kadin, yagmuru hissetmeyen kalabaliga...

7/12/2006

aşk nedir ki...


Belki de bir hayalin peşinden yıllarca koşabilmektir, ya da koşmayı düşünebilmektir aşk. Üstelik yitip giden, hızla geçen zamanın sonunda o hayali hiç gerçekleştirememe olasılığına rağmen...

Günleri, geceleri bir odaya kapanarak geçirirken, bir telefon çığlığına, bir kapı ziline ömrün yarısını verebilmeyi düşünmektir... Ya da duyulacak bir sesle, sevgilinin yüzündeki bir gülüşle, gözlerindeki bir ışıltıyla, ömrün üzerine bir ömür daha ekleneceğini hissetmektir aşk...

Her şey çok iyi giderken, mutluluk ormanına her gün yeni fidanlar ekerken, insanların sana ve ona gıpta ile baktığını düşünürken bir anda onsuz, diğer yarınsız, kalabileceğin fikrinin seni deli etmesidir... Tam da ona hayatını bağlamışken, onsuz yapamayacağını, onsuz nefes bile alamayacağını düşünürken, bir gün yapayalnız kalma korkusunun bütün vücudunu titretmesidir aşk...

Terk edildiğinde hayata küseceğini, suçlayacak yüzlerce insan ya da neden bulacağını, kin tutacağını, intikam yeminleri edeceğini bilmektir... Bir özlem şarkısının içini eriten ezgilerinin veya seni bambaşka mekanlara sürükleyen mısraların kulağından girip, yüreğine doğru akmasına sonra gözlerinden damla damla dışarı taşmasına engel olamamak ve zaten engel olmaya güç bulamamaktır aşk...

Aylarca görmediğin, tenine dokunmadığın, kokusunu doyasıya ciğerlerine çekemediğin ve hatta sesini bile duymadığın birisine hala tüm hücrelerinle bağlı kalabilmektir, delicesine özlemektir aşk... Tutkun yüzünden aptallıkla suçlanmayı göze almaktır... Sana aptal diyenlere söylenecek söz bulamazken, başın öne eğilip gözlerinden akan gözyaşlarına rağmen, yüreğinin onu seviyorum diye haykırmasıdır aşk...

Plansız, hesapsız, ölçmeden, biçmeden kaygısızca ama her olumsuzluğu da göz önüne alarak kendini bırakmaktır... Güçtür aşk ve zordur aşkı yaşamak. Her pisliğe, vurdumduymazlığa, kalleşliğe, iki yüzlülüğe karşı kazanılmış bir zaferdir. Yarını hiç düşünmeden sadece içinde bulunduğun anın hazzını bütün benliğinde hissedebilmektir. Sayılarla harflerle belirlenmiş her şeye meydan okuyan bir belirsizliktir... O belirsizliğin içinde savrulurken bir sonraki günü dakikası dakikasına planlamanın ne kadar saçma olduğunu görebilmektir aşk.

Ve aslında hiçbir benzetmenin, hiçbir tarifin aşkı tanımlayamayacağını bile bile, aşk üzerinde yazma, söz söyleme cesareti gösterebilmek, o yazılanları, söylenenleri okuyabilmek, dinleyebilmektir aşk...

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı
  • -- aska dair --
  • mbs baby center
  • resimlerim
  • yazilarim